29 Ekim 2013 Salı

güce tapma

Önce başarıya taparlar. Bunun en paçoz örneği de Adi şef Zumbar’dı.
Varsa yoksa başarıdır kendileri için.
Hayatları yenilgileri geçtim, beraberliklere bile müsait değil.
Kazandıklarında, bir başkasının kaybetmiş olduğunu düşünmezler bile. Kaybetmek bir zayıflıktır ve öyle bir zayıflığı düşünmezle bile, muhatap almazlar. -Aslında hayatları da külli bir zayıflıklar resmi geçididir ya...-
Olur da kaybederlerse veya kaybedecek gibi olurlarsa vay halimize… Çevirmek için her yol mubahtır. Olmadı, o zaman ortada ya bir katakulli vardır, ya bir şer koalisyonu, ya bir aymazlık…
Sadece kendi hassasiyetleri vardır, kendi ilkeleri, kendi egoları…
O ego ki, tüm kâinatı kendi içinde kaybedecek bir kara delik büyüklüğündeki BEN’den başka bir şey değildir… BEN… Bunu memleket din vatan millet edebiyatı ile pek ala da örterler.
Kazanmak için var olmuşlardır. İçlerinde bir yarıtanrı yattığını düşünebilirler. Habitatları biz sıradanlara tenezzül etmez, bir nevi Olimpos’tur orası.
Böylece kazananın yanında olmayı severler. Tercih ederler. Hayır, bu dediğim zaten kendiliğinden olur. Mıknatıslarının kutupları birbirini çeker. Hep çeker.
Güce tapanlar önce başarıya taparlar, sonra da başarıya taparlar. Ölüme inanırlar, iyi birer dindar olacak kadar; ama kendi ölümlerine inanmazlar. Ki Zumbar ölümsüz olduğunu zannediyordu. 
Yaşlanmayı, hastalıkları filan da bir hakaret olarak telakki ederler, hayatın 1. tekil şahıslarına bir kastı.
Asla yıkılmazlar. Zayıflık göstermezler. İnsan aklında genetik olarak bulunan Tanrı modülü onlarda daha güçlüdür ama Tanrı Kral kodlamasıyla o modül kendi içlerine yoğun olarak işlemiştir.

Ama işte ilk Adi Şef Zumbar da var saydığı gücüyle göçüp gitmiştir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme