2 Kasım 2013 Cumartesi

Zumbar'un Sonu ya da güce tapma II


Devam edelim güç ve tapma meselesine:
O yüzden verecekleri tek hesabın Tanrı’ya olduğunu söyleseler de bunu yalanlayacak iş ve söylemlerde bulunabilirler pek ala.
Çünkü verecekleri tek hesap kendilerinedir, bir egovicdan’a…
Güce taparla ve güçlünün yanında olurlar, nasıl ki hep kazanırken hep kazananın yanında oluyorlarsa.
Onlara hesap sorulamaz, onlardan kuşku duyulamaz, onlar sorgulanamaz, onlara yönelik soru işareti olmaz, ünlem olmaz, noktalı virgül olmaz, üç nokta hiç olmaz.
Çünkü o üç nokta kinayelidir bazen, durduğu ve olduğu yerde adama laf sokabilir. 
Maazallah! 
Onlara iki nokta olur üst üste veya alt alta; bir izah için, yüce bir izah için ve onu asaletle bitiren bir nokta. Sözlerinin üstüne söz, ağa boku üstüne bok olmaz!
Neyi nasıl istiyorlarsa o şey öyle olur. 
Başka bir şey düşünenin aklından şüphe edilir.
Hayat onlara güzeldir ve zaten onlar için vardır. 
Ötesi bir dolu figürandır.
Birazcık ‘açıl susam açıl’dır, hikâyeleri; 
önce mutlaka olağanüstü şans ve devamında emeğe dayanmayan başarı, 
kolay ulaşılan zenginlik, özenle imal edilmiş şöhret…

Cemal Süreya’nın Turgut Özal için yazdığı şu cümle ile bitireyim efkârımı:
“Ve asıl işleri inandırmaktır. 
Neye mi? 
Bizdeki erozyonun 
başka ülkelerin topraklarında alüvyona dönüşmesinin 
iyi bir şey olduğuna...”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme